500 Kiloluk Piyanoyu Nemrut’a Onlar Çıkardı

Ali ve Ahmet Bardakçı, Tuluyhan Uğurlu konseri için Nemrut Dağına piyano taşıdı Bir piyanonun çıktığı en yüksek nokta mıdır, bilinmez ama Tuluyhan Uğurlunun Uluslararası 11. Nemrut Kommagene Festivali kapsamındaki konserinde çaldığı enstrüman 2 bin 150 metreye çıkarıldı. Piyanonun nakliyesini üstlenen Ali ve Ahmet Bardakçı “Dağa tırmanırken o virajlı yolda bir ara piyanoyu falan unuttuk, kendi canımız için endişelendik” diyorlar. Taşıyıcıların piyanoyla aşmaları gereken yolu görünce işten vazgeçip geri dönmeye kalkışması da cabası… Piyano icat edildiği günden bu yana belki de tarihindeki en yüksek noktaya çıktı” diyor, geçen cumartesi günü Nemrut Dağının zirvesinde konser veren piyanist-kompozitör Tuluyhan Uğurlu.

Tuluyhan Uğurlu geçen yıl da Nemrutta bir piyano dinletisi yapmayı planlamıştı. Ancak Uğurlunun zirveye helikopterle piyano çıkarma arzusuna Adıyaman Valiliği, uçuşan toz-toprağın mezarları örteceği gerekçesiyle izin vermemişti. Bu yıl Uğurlu, Bardakçı kardeşlerden piyanoyu karayoluyla Nemruta taşımalarını rica etti ve konserini gerçekleştirdi. Tuluyhan Uğurlu geçen yıl izin alamamıştı Ahmet Bardakçı: Tuluyhan Uğurlu gibi ünlü bir piyanistin hatırını kıramadık. Bir de Uğurlunun dağın zirvesinde, tanrı heykelleri arasında piyano konseri verecek olması, bizi de en az onun kadar heyecanlandırdı.

Bu, Türkiye için bir ilk. Biz de bu ilkin gerçekleşmesinde payımız olsun istedik. Araştırma yaptık. Taşıyıcıları belirledik. Başarabileceğimiz bir iş olduğunu anlayınca, kabul ettik.
Nasıl kabul ettiniz 500 kiloluk bir Piyanoyu Nemrut’un zirvesine çıkarmayı?
Ahmet Bardakcı:Tuluyhan Uğurlu gibi ünlü bir piyanistin hatırını kıramadık.Bir de Uğurlu’nun dağın zirvesinde, tanrı heykelleri arasında piyano konser verecek olması,bizi de en az onun kadar heyecanlandırdı. Bu Türkiye için bir ilk. Bizde bu ilkin gerçekleşmesinde payımız olsun istedik. Araştırma yaptık. Taşıyıcıları belirledik. Başarabileceğimiz bir iş olduğunu anlayınca,kabul ettik.
Taşıyıcıları nasıl belirlediniz ?
Ahmet B.: Piyano taşıyıcıları özeldir zaten onların dede mesleğidir bu.Ta Osmanlıdan beri piyano taşıyan ailelerden gelirler.
Nemrut’a giden piyano Tuluyhan Uğurlu’nun piyanosu muydu? Yaklaşık ne kadardır o piyanonun fiyatı?
Ahmet B:Bizim piyanomuz o. Teşhir için galerimizde duruyor. Yenileri 40 bin euro . Piyanonun yenisi makbuldür. Çünkü mekanik bir alettir. Çalıştıkça yıpranır. Bizim piyano biraz eski.Satmaya niyetimiz olmadığı için, tam fiyatını şimdi söylemek zor.
Nasıl önlemler aldınız? Konser tarihi belli, konuklar gelmiş…Ya bir aksilik olsa?
Ali B: Bir aksilik olması ihtimaline karşı bende piyanoya refakat ettim. Malzemelerim yanımdaydı. Arıza olsaydı, tamir edecektim.
Karayoluyla gittiniz değil mi ?
Evet, İstanbul’dan Malatya’ya 18 saatlik bir yolculuk yaptık.Sonra çok tehlikeli, virajlı bir yoldan Nemrut’a tırmandık. Kamyonda olduğumuz için bayağı bir korku atlattık orada. K üçük bir araba olsa bu kadar korkmazdık ama yol hem dar hem de çok virajlıydı. Bir de biz kamyonda olduğumuz için…Düşünün,84 kilometre yol 4 saat sürdü. Bir ara piyanoyu falan unuttuk keni canımızdan endişe ettik. Neyse onu da atlattık, bu seferde 150 metre kadar bir yol yürümemiz gerekiyordu. İşte o Yolu görünce bizim taşıyıcılar ‘Bu iş olmaz’ deyip vazgeçmeye kalktılar.
Taşıyamayacaklarını mı söylediler ?
‘Bu iş olmaz’ dediler.O zaman korktuk. Hani siz dediniz ya ; konuklar orada basın orada… Aman ,buraya kadar geldik, bu işi muhakkak yapacağız dedik. Herkes geldi, biz piyanoyu çıkarmadık diye bir şey olurmu?
Ne yaptınız peki ?
Tuluyhan beyin menajeri ek bir para verdi. Öyle ikna odlularda zirveye çıktık. Piyanoyu battaniyelere sardık. İtfaiyeci hortumları vardır, bilir misiniz ? Dört kişi o hortumdan yapılan askılıklarla kaldırdılar piyanoyu. Sonra bu sefer zirvede başka bir sorunla karşılaştık. Taşlık yerde piyanoyu nasıl dengede tutacağız ? Altına başka bir pilatform koysak çirkin durur. Küçük taşlar topladık, onları yığdık piyanonun ayaklarına . Böylece dengesini sağladık.
40 yıl önce çırak olarak başladılar.
Sizin Bardakçı Kardeşler diye bir piyano galeriniz var.Hem alım-satım yapıyorsunuz hem de akort,bakım… Nasıl başladınız bu işe?
Ahmet B.: Bu mesleğe girişimiz eniştemiz sayesinde oldu. Eniştemizin aile mesleğiydi. Bizde 1963’te çırak olarak başladık. Aşağı yukarı1974’ten bu yana da esnaf olarak bu işin içindeyiz . Piyanoların tamiri, cilası, bakımı; teknik yönüyle ilgileniyoruz.İtalata da başladık.
Kimlerle çalışıyorsunuz ?
Ali B.: Ünlü piyanistler bir yerde konser vereceklerin de akort için bizi çağırırlar. İdil Biret’e, Anjelika Akbar’a, Tuluyhan Ugurluy’a, Fazıl Say’a akort yapıyoruz mesela.Devlet konservatuarlarının çoğuyla ,özel üniversitelerle ,özel liselerle çalışıyoruz. Akbank oda ork. Borusan filarmoni ve oda ork…Biz bu işte satıştan öte tamir ve bakım yönüyle ilgileniyoruz. Bir müşterimiz aradığında piyanoun taşınmasına da yardımcı oluyoruz.
HASTA PİYANOLAR VE REFAKATÇİ OLARAK ANCELİKA AKBAR

Yeni albümü “Bir Yudum Su” için tanıtım konserlerine başlamadan önce ünlü piyanist Anjelika Akbar da onların kapısını çalıyor. Tıpkı Fazıl Say, Tuluyhan Uğurlu ve İdil Biret gibi… 30 yıldır bu işi yapan Bardakçı kardeşler ,Nemrut Dağı’na bile piyano çıkarmışlar . Akbar onları , onlar ise yaşadıklarını anlatıyor.
“Yin Yang piyanonun için de gizlidir. Siyah ve beyaz tuşları ile kötü ve iyinin dengesidir piyano.Sadece iyi tuşlarla bir hayat kuramazsınız, bazen kötüye de dokunmanız gerekir” diyor büyük usta G.Luceotto…Anjelika Akbar, hayatının aristokrat haliyle ,sokakta geçen halinin ortak noktasını da piyanoda bulan bir sanatçı… İstanbul’un Balat semtindeki piyano satan,bakımını ve akort’unu yapan , içindeki saç telinden hassas bağlantılara zarar vermeden piyanoyu Nemrut dağı’na çıkaran Ali ve Ahmet Bardakçı Kardeşler ile ilişkiside bunun güzel bir örneği .
Eskiden piyano sadece gayrimüslimlerde vardı.Tamircileri de İtalyan, Rum ve Yahudi idi. Mesela Alfonso, Roseo, Fasulyacan ve Stevro adlı ustalar, dönemin ünlü piyanistlerine bakım ve akort yapardı. Şimdi bunların hiçbiri yok. Bardakçı Ailesi’nin dükkanı o yüzden Anjelika Akbar’ın vazgeçemediği bir yer ; demli çayı ve esnaf samimiyeti ile de tam bir Türk dokusu…
Bardakçıların müşterileri arasında Akbar’ın yanı sıra Fazıl Say , İdil Biret, Tuluyhan Uğurlu gibi isimler de var… Hatta Tuluyhan Uğurlu , bir konser için piyanoyu Nemrut Dağı’na taşımak istiyor ve Ali ve Ahmet Bardakçı Kardeşlere emanet ediyor.
Türkiye’nin sayılı piyano doktorlarından ALİ BARDAKÇI
Bir piyanoda 3500 parça vardır, tek tuşa basıp derdini anlarım

Ünlü ünsüz bütün sanatçıların piyanoları onların ellerinden geçiyor , 7 bin 500 parçanın her birini günler süren bir uğraşıyla tek tek elden geçiriyor , bakımını , akordunu yapıyorlar. Kulakları da ustalıkları da müthiş…Öyle ki; bir tuşuna dokunup piyanonun markasını , yaşını, derdini anlayabiliyorlar. Ali ve Ahmet Bardakçı kardeşler, İstanbul Beşiktaş’daki atölyelerinde piyano doktorluğunun esaslarını anlattı…
Kolay gelsin,akort yapıyorsunuz galiba ?
Nasıl yapıyorsunuz bu işi ?
Teşekkür ederim.30 küsur yıl oldu uğraşıyorum hala buldum diyemem zor zanaat’tir. Bir akort bazen bir saatte biter bazende bütün gününüzü alır.
Bu süre neye göre değişiyor; püf noktası nedir bu işin?
Bakın,(parmağıyla üçerli sıralar halinde dizilmiş telleri göstererek) bu üç tel gurubunun her biri birer notaya karşılık gelir. Bu üç telin üçünden de aynı sesi almak zorundasınız. Bunu tespit için evvela çok iyi bir aprosonik kulağa sahip olması gerekir. Şimdi bu teller çelikten yapılmıştır, piyanonun tuşuna bastığınız zaman şu çekiç harekete geçer , tele çarpıp geri döner.
Akortlarken telin üzerine 150 kilo basınç uygulanıyor . Her piyanoda yaklaşık 210 tel vardır ve toplam 9 ton kadar bir gergi taşır.Bu çelik teller gerilip ,büzüldükçe demirleşir. Çelikte demirleşme başlayıp başlamadığını iyi tespit etmek gerekir,yoksa boşa kürek çekersiniz .
Teller başka neler söyler ?
Eğer iyi bir kulağa sahipseniz bir tuşuna dokunduğunuz zaman o piyanonun türünü ,yaşını , hatta markasını bilebilirsiniz . Mesela bu teller dünyanın en kaliteli telleridir, Alman malıdır.Bütün piyanolarda da genellikle bu teller kullanılıyor.
Bakın duyuyor musunuz ?
Bu dünyanın en kaliteli piyanolarını üreten Steinway firmasının üretimi.Yüz yaşında , üzerindeki şu seri numarasından da yaşını,künyesini okuyabilirsiniz.Mesela bu serinin ilk üretimi…
Sahi bir tuşuna dokunup neresinde ne var anlayabiliyor musunuz?
Evet bunu size tarif etmem çok zor ama böyledir, biraz da meslek sırrına girer.Kulağınıza gelen sesi okursunuz , onlarla adeta sohbet edersiniz.Kolay bir iş değildir.Zaten birazda Allah vergisi.
Bir piyanonun en önemli kısmı neresidir?

Bir piyanoda irili ufaklı 3 bin 500 kadar parça bulunur.Piyanonun maki-nesi her şeyi demektir . Ama şu gördü-ğünüz rezonans tahtası varya asıl kalbi orasıdır . Kaliteli bir piyanonun rezonans’ı ladin ağacındandır.
Piyanoların her biri minik bir servet değil mi?
Bu çok değişken bir şeydir piyasada Çin piyanoları , Rus piyanoları ve Alman patentli piyanolar var bunlar çok ucuzdur ama Çekoslavak veya Alman piyanosu ise 5000 Euro dan başlar.
İLK TÜRK PİYANOSU

PİYANOCU MEHMET USTA
Onunla ilk kez doksanlı yılların ortalarında Kastamonu Kent Tarihi Müzesi’nde tanışıyorum. Bölmelerden birindeki siyah beyaz fotoğraf ve altındaki yazı ilgimi çekiyor. Hızlı bir göz gezdirişin ardından bir kez de sindire sindire okuyorum. İçimi coşkuyla birlikte bir hüzün kaplıyor. Coşkuluyum, yıllar önce sıradan bir insanın, yalnızca marangoz aletleri kullanarak yaptığı şaheserle aynı mekanı paylaşıyorum. Hüzünlüyüm, böylesine bir şaheserden birçoğumuz gibi benim de birkaç dakika öncesine kadar haberim yoktu.
Bundan yaklaşık yüz elli yıl kadar önce yürekli bir adam yaşar Kastamonu’da. Bu üstün becerili insanın adı TAŞKÖPRÜLÜOĞLU MEHMET USTA’dır. O günün koşullarında ud, saz, cümbüş, kaval hatta keman değil de nedense piyano yapmaya sevdalanır. Ve bu sevda beş adet KONSOL PİYANO yla sonuçlanır.
Bilindiği kadarıyla bu beş piyanodan ikisi halen Kastamonu Kent Tarihi Müzesi ile 75. Yıl Müzesi’nde sergilenmektedir. Biri Yıldız Sarayı’nda, bir diğeri ise armağan olarak gittiği II. Wilhelm’in sarayında olmalıdır. Beşinci piyano ise torununa çeyiz olarak verilmiş, bir süre yaşadıkları apartmanın bodrumunda kaderine terk edilmiş, daha sonra da elden çıkarılmak zorunda kalınmıştır. Ankara’daki yakınlarıyla yapılan görüşmelerden sağlıklı bir sonuç elde edilememiş, Usta ile ilgili daha detaylı bilgi ve belgelere ne yazık ki ulaşılamamıştır. Kaldı ki aile bireylerinden birisi halen operada sanatçıdır.
Gelelim olayın sanatsever herkesi hüzünlendirecek yanına. İnsan ömrüyle kıyaslandığında bile, aradan çok uzun bir süre geçmemesine rağmen, Usta’yla ilgili birçok konu soru işaretiyle sonlanmaktadır. Aşılması gereken o kadar çok bilinmeyen vardır ki. Ne zaman doğmuştur, ne zaman ölmüştür, mezarı nerededir? Mektupçuluk kaleminde görevliyken, piyano yapma sevdasına nasıl ve kim tarafından bulaştırılmıştır? Gerçi bu konuda, İtalyan yol Mühendisi Karlo’nun adı geçmektedir. Bir söylentiye göre Karlo eşyalarını tamir için evine götürdüğünde ustamız, ilk kez bir piyano görür. Çok ilgisini çeken(belki sesini de dinlediği) bu müzik aletini yapabileceğine inanır ve Karlo’dan izin ister. Bir söylentiye göre de nereden geldiği belli olmayan bir katalog geçer eline. İçinde piyano şemalarının ve parçalarının ayrıntılı çizimlerinin de yer aldığı bu kataloga bakarak piyano yapımına soyunur. Sonuç, daha önce de değindiğimiz gibi beş adet piyano ve Yıldız Sarayı’nın marangozhanesidir. Bazı parçaları nasıl yaptığı yada temin ettiği hala sırdır. Son yaptığı piyanolarda kullandığı sedef kakmalı parçalar, fildişi tuşlar onun becerikli ellerinde hayat bulmuştur. II.Abdülhamit’in tahttan indirilişinin ardından Yıldız Sarayı’ndan ayrıldığı, Kastamonu Mekteb-i Sanayi’de öğretmen olarak görev yaptığı bilinmektedir. O yıllarda ürettiği piyanoların içine konulan ceviz levha üzerine oyularak yazılan plakalar, insanı gerçekten duygulandırmakta, aynı zamanda heyecanlandırmaktadır. ” MEKTEB-İ SANAYİ MAMULÂTIDIR”
Kaç yıl öğretmenlik yapmıştır? Çalıştığı yıllarda başka neler üretmiştir? Onun yeteneklerini ve çalışmalarını sürdürecek, adını yaşatacak hiç mi öğrenci yetiştirememiştir? Birkaç bulanık bilgi dışında fazla iz bırakmadan bu dünyadan sessiz sedasız göçüp gitmiştir.


Her canlı gibi ölüm kaçınılmazdır. Ama böylesi değerlerin yaşamları ömürleriyle sınırlı kalmamalı, sonsuza değin yaşatılmalı, ölüm bile onları öldürememelidir. Bir şekilde adları ölümsüzleşmeli, eserleri nadide birer armağan, eşsiz birer kültür mirası olarak korunmalı, üzerine titrenmelidir.
Acaba TAŞKÖPRÜLÜOĞLU PİYANOCU MEHMET USTA toplumsal hafızası daha güçlü bir ülkede yaşasaydı, adının ölümsüzleşmesi için neler yapılmazdı?. Sanırım öncelikle şanına uygun bir heykeli dikilir, adı cadde, meydan, park yada yaşadığı semte verilir, adına Konservatuar-Güzel Sanatlar Fakültesi- açılır, müzik aletleri üretim merkezi kurulur, piyano ağırlıklı Müzik Festivalleri, yarışmalar düzenlenir, adının yalnızca ülkemizde değil dünyanın dört bucağında tanınması için her türden girişim yapılırdı. Tabii bunun doğal sonucu olarak Kastamonu’ya, dolayısıyla ülkemize getireceği kültürel, sanatsal katkıları, ekonomik faydaları kestirmek pek de zor olmasa gerek. Ama tüm bu sayılanları ve daha nicelerini hayata geçirmek, böylesi değerleri unutturmamak için zamanımızda da “Piyanocu Mehmet Usta” benzeri Don Kişot’ların çıkması gerekiyor. Yürekli, sabırlı, kararlı… Tıpkı, “Afyon Müzik Festivali” (ilk yıllarda, sanırım sadece caz festivali olarak düzenleniyordu) gerçekleştirmek üzere bundan beş altı yıl kadar önce tek başına yola çıkan değerli müzik öğretmeni gibi. Zamanla tüm Afyon’luların bu etkinliği benimseyip sahiplenmesini başaran, ülkesinin çağdaşlaşması adına üstün gayret gösteren bu türden öncülere, idealistlere öyle çok ihtiyacımız var ki…